4.5.15

“Başka Öğretmenler Mümkün” Günlüğü – 2


Kaş Buluşması – I
23 Nisan ve Düşler Akademisi; bu eğitim programına başlamak için daha yerinde bir tarih ve mekân olamazdı herhalde. Kapısından girdiğim an hiç çıkmak istemediğim bir kütüphaneye, kocaman, yemyeşil bir bahçeye ve birbirinden zevkli ortak alanlara sahip Düşler Akademesi. Engelli ve sosyal dezavantajli gençlere ücretsiz olarak kültür ve sanat eğitimlerinin verildigi Düşler Akademisi’ni daha önce duymayanlar için şiddetle öneriyorum; www.duslerakademisi.org
Düşler Akademisi’nde buluşma, alanı turlama, odalara yerleşme, tanışma-kaynaşma ve hep birlikte yapılan ilk kahvaltı derken dolu dizgin başlamış oldu gün. Kahvaltının ardından “Beklenti Ortaklaştırma” oturumu yaptık öncelikle. Katılımcıların hem BBOM’dan hem de bu eğitimlerden beklentileri üzerine konuştuk. Beklentilere dair ortaya çıkan ana başlıklar şöyle;
  • Alternatif eğitime ilişkin daha fazla kaynağa ulaşmak,
  • Yalnız olmadığımızı hissetmek,
  • Bu alanda farklı insan ve kurumlarla tanışmak,
  • Birlikte bir şeyler üretebilmek, ürettiklerimizi uygulayabilmek,
  • BBOM okullarında çalışabilmek,
  • Uzun vadede BÖM sürekliliğini sağlamak ve büyümesine katkıda bulunmak,
  • BBOM ilkelerini içselleştirmek,
  • Eğitim modelini (BEP-Bireysel Eğitim Programı) benimsemek,
  • Modeli uygulayabilecek donanımı edinmek.
Beklentileri yüksek sesle dile getirmek, nasıl bir çerçevede ortaklaştığımızı da daha belirgin ve görünür
kıldığı için, sürecin işleyişinde önemli bir adım oldu kanımca.

Kurallarımızı ve ilkelerimizi de belirledik bu sırada;
  • Aktif katılım sağlamak,
  • BÖM Eğitimi boyunca açık görüşlü olmak,
  • Okuma ve araştırmalarımızı yapmak,
  • Uygulamaya ve yaygınlaştırmaya çalışmak,
  • Ortak dil ve ortak akıl; kolektif tavır…
  • Olumlu tutum ve yüksek motivasyon…
  • Kaynaklarımızı verimli kullanmak… ( zaman olsun, battaniye olsun…)
  • Zaman ve yönergelere uymak,
  • Serbest zamanlar dışında cep telefonunun kullanılmaması…
  • Herkesi olduğu gibi kabul etmek.
***





İlkelerimizi ve beklentilerimizi konuştuktan sonra, ÇOÇA’dan Melda ve Zeynep ile “Çocuk Hakları” modülüne başladık. Fotoğrafta da göreceğiniz üzere çok tatlı ikisi de :) Bilgi Üniversitesi Çocuk Çalışmaları Birimi oluyor ÇOÇA; detaylı bilgi burada: www.cocukcalismalari.org . Çocuk hakları eğitimi, insan hakları eğitimi, çocuk katılımı ve toplumsal cinsiyet eşitliği gibi alanlarda çalışmalar yürütüyorlar. Modülden söz etmeden önce, ÇOÇA Yayınları’ndan getirdikleri kitapların listesini paylaşmak istiyorum. Bunlar özellikle öğretmenlerin kullanımı için tasarlanan yayınlar. Katılımcılarla paylaşmak üzere getirdikleri yayınların yanı sıra “okuma önerisi” olarak getirdikleri kitaplar da vardı, onları da listeye ekliyorum.
KİTAP LİSTESİ
  • Çocuk Hakları Sözleşmesi
  • Pusulacık: Çocuklar için İnsan Hakları Eğitimi Kılavuzu
  • Katılımcı Okul Uygulamaları: Eğitimciler için El Kitabı
  • Eğitimde Çocuk Katılımı: Dünyadan ve Türkiye’den Örnekler
  • Türkiye’de Okullarda Çocuk Katılımı: Politika ve Uygulama Önerileri
  • Türkiye’de Okullarda Çocuk Katılımı: Durum Analizi
  • Türkiye’de Okullarda Çocuk Katılımı: Çocuklar için Güncel Durum Raporu
  • Okulunuz Öğrenci Katılımını Ne Kadar Destekliyor?
  • Çocuğa Yönelik Harcamaları İzleme Kılavuzu – Gözde Durmuş, Ayşe Beyazova, Nurhan Yentürk
  • Liselerde Öğrenci Şiddetinin Önlenmesi – Anlaşmazlık Çözümü, Müzakere ve Akran-Arabuluculuk Eğitim Programı – Öğrenci Etkinlik Kitabı – Abbas Türnüklü, Tarkan Kaçmaz
  • Hakları Gerçeğe Dönüştürmek – Uluslararası Af Örgütü – Toplumsal Cinsiyet Farkındalığının Artırılmasına Yönelik Atölye Çalışmaları
  • “Söz Sende!” Gençlerin Yerel ve Bölgesel Yaşama Katılımına İlişkin Yeniden Düzenlenmiş Avrupa Şartı El Kitabı
  • Ayrımcılık: Örnek Ders Uygulamaları – Derleyenler: Kenan Çayır, Ayşe Alan – Bilgi Üniversitesi Yayınları
  • Burada Benden de Bir Şey Yok mu Öğretmenim? – Eğitim Sürecinde Kimlik, Çatışma ve Barışa Dair Algı ve Deneyimler – Bahar Şahin Fırat
  • Eğitim, Çatışma ve Toplumsal Barış: Türkiye’den ve Dünyadan Örnekler – Kenan Çayır
  • “Biz Kimiz?” Ders Kitapların Kimlik, Yurttaşlık, Haklar – Kenan Çayır
  • LGBT Öğrencileri Aile ve Okul Kıskacına Karşı Nasıl Korumalı – KAOS GL
  • Söz Küçüğün: “Haklar! Hepsi! Her zaman! Herkes için!”








“İleri Doğru Bir Adım At”
İnsan Hakları eğitiminden neler beklediğimizi kağıttan çamaşırlara yazıp kurumaları için ipe astıktan ve beklentilerimiz üzerine konuştuktan sonra ilk etkinliğimiz “İleri Doğru Bir Adım At” oldu. Çocuk haklarını çocuklarla nasıl konuşacağımız, onlara nasıl benimsetebileceğimiz, çocuk haklarını pratikte, eğitim ortamında nasıl gözeteceğimiz, bunun için uygulamada neler yapabileceğimiz, beklentiler arasında bir hayli öne çıktı. Uygulamada neler yapabileceğimize ilişkin oldukça verimli ve geliştirilmeye açık bir kaynak var elimizde: “Pusulacık”. Çocuklarla insan hakları çalışırken yararlanabileceğimiz onlarca etkinlik yer alıyor içinde.
“İleri Doğru Bir Adım At” da, “Pusulacık” kitabının 108. sayfasında yer alıyor. Genel olarak insan hakları, ayrımcılık, yoksulluk ve sosyal dışlanma konuları üzerine. Rol oyunu, simülasyon ve tartışma ile gerçekleştiriliyor. Rol kartları hazırlanıyor ve her çocuğa bir rol veriliyor. Daha sonra belli durumlar öne sürülüyor ve o durumda o kişinin ileri doğru bir adım atıp atamayacağına bakılıyor. Örneğin; “On bir yaşındasınız. Bebekliğinizden beri yetimhanedesiniz. Anneniz babanız kim, bilmiyorsunuz.” Rollerden birisi bu. Verilen durumlardan biri ise; “Arkadaşlarınızı yemeğe ve gece yatısına davet edebiliyorsunuz.” Bu etkinlikte çocuklar kendilerini bir başkasının yerine koyuyorlar ve ayrımcılık ve dışlanmanın kaynağı olarak eşitsizliği ele alıyorlar. Amaçlar: Farklı olan başkalarıyla duygudaşlık (empati) geliştirmek, toplumdaki fırsat eşitsizlikleri ve azınlık gruplarına mensup olmanın olası sonuçları konusunda farkındalık artırmak. Biz bu etkinliği “Gençlerle İnsan Hakları Eğitimi Kılavuzu”ndaki rollere göre çalıştık. 27 yaşında evsiz bir adam, işsiz ve bekâr bir anne, Afganistan’dan gelen bir mülteci, 22 yaşında bir lezbiyen, tekerlekli sandalye ile hareket edebilen engelli bir genç, fabrikadan emekli bir işçi, ilkokulu bitirememiş 17 yaşında bir Roman kızı, başarılı bir ihtalat-ihracat şirketinin sahibi, orduda asker, iktidarda olan siyasi bir partinin gençlik örgütünün başkanı gibi roller paylaştık. Verilen durumlar karşısında ileri doğru bir adım “atamayanların” kimler olduğunu tahmin edebiliyorsunuzdur sanırım. Toplumsal eşitsizlikleri görünür kılmak ve başkalarıyla empati geliştirmek konusunda oldukça başarılı bir çalışma.
Etkinlikteki deneyimlerimiz üzerinden “haklar” konuşmaya devam ettik sonrasında. Belli ki toplumsal değerler bu “hak” algısını çok fazla belirliyor. Üzerinde durduğumuz bazı kavramlar var; “öteki” bunlardan birisi. Bu “öteki”ye dair hislerimiz neler peki; “şefkat, acıma, üzülme” ilk aklımıza gelenler iken, konuştukça bunlara eklediğimiz “nefret, öfke ve korku”, toplumda “öteki”ye karşı “çoğunlukla” takınılan tutum da düşünülünce daha gerçekçi bir yere oturuyor.







Acıma, şefkat, üzülme derken “hoşgörü”ye geliyor sıra. Hoşgörünün kendisinde bir “hiyerarşi” var. Bazıları diğerlerini hoşgörür. Bir çocuk yetişkini hoşgöremez mesela. Yetişkinle ilişkisi üzerinden düşünürsek “ötekilerin” başında, “hoşgörülen ötekilerin” başında çocuk geliyor aslında. En temel ayrımcılıklardan birisi bu çocuk-yetişkin ilişkisi üzerinden yapılıyor daima.
İnsan hakları dediğimiz şey gündelik yaşamdaki ihtiyaçlarımızla çok ilişkili. Bunları çok farklı biçimlerde karşılıyoruz ya da karşılayamıyoruz. Kendi uğradığımız hak ihlalleri üzerinden düşünerek, daha hak temelli bir yerden bakabiliriz belki. Daha eşitlikçi bir ilişki kurmaya buradan başlayabiliriz. Hepimiz aynı haklara sahibiz ve hepimiz benzer biçimlerde mağdur oluyoruz. Çocuk hakları konuşucaz ama insan hakları algısına sahip olmadan çocuk hakları konuştuğumuzda hoşgörü, koruma, sakınma falan üzerinden konuşuyor oluyoruz yalnızca. Acıma ve şefkat duygusu, hoşgörü, hiç de çocuk haklarına uygun bir şey değil oysa.
“Haklar” enine boyuna düşünmemiz gereken bir konu. “İleri Doğru Bir Adım At” çalışmasında hemen her durumda adım atabilenin, en önde duranın bile ihlal edilen bazı hakları olabilir. Bunun farkında olmamak, bunu gözetmemek ayrı bir sorun. İnsan haklarının hayata geçmesini sağlayacak şey bu ötekileştirmenin, bu ayrımcılığın önünü alabilmekle ilgili. Çok uzun zamandır insan hakları alanında çalışan bir arkadaşının söylediği ve kendisini sarsan bir sözü paylaştı Zeynep; “Bir çocuk katilinin ya da bir çocuk istismarcısının dahi hakları olduğunu savunamıyorsak, o zaman insan haklarını savunduğumuzdan bahsetmemiz doğru olmaz”. Tam da şu noktaya geliyoruz; en ötekin senin kim olabilir? İşte onun da hakları var senin gibi. Bunun ne kadar içselleştirilebileceği tabii ki tartışmaya açık. Lâkin bence önemli olan, “insan hakları” dediğimiz konunun çok geniş bir çerçeveye sahip olduğunu hiç unutmamak.
Çocuklarla “hak” temelli bir çalışma yapmadığımız sürece, “insan hakları” algısının yerleşmesi çok zor. Bir sürü şey çocuklukta öğreniliyor çünkü.
***
Modülün devamı “çocuk algımız” üzerineydi. Çocuğa dair nasıl bir algıya sahibiz? Toplumsal algıdan bağımsız bir algıya sahip miyiz, olabilir miyiz? Toplumsal algıyı ne kadar içselleştirmiş durumdayız? Tahtaya “çocuk” yazdı Melda ve ilk aklımıza gelenleri sıralamaya başladık: 18 yaş altı, yaramaz, yaratıcı, oyuncak, masum, hayal gücü zengin, merak, dobra, doğal, dondurma, harçlık, şeker, park, gelecek, kırılgan, savunmasız, getir-götür, jetgiller, ödev, kural tanımaz, sevgi dolu, öğrenci, ebeveyn, bisiklet ve oyun grubun ilk aklına gelenler oldu. Bunları yazdıktan sonra beşerli gruplara ayrılıp verilen yönergelere göre “çocuk” tanımı yaptık. Tıp, TDK, Anayasaya, Ekşisözlük ve Talim-Tarbiye bakışından nasıl bir “çocuk” tanımı yapılır?





“18 yaş altındaki her birey dil, din, ırk, renk, cinsiyet ayrımına maruz bırakılmadan çocuk olarak kabul edilir. Çocukların temel hakları bu anayasa ile güvence altına alınmıştır. Bu haklar; Yaşama Hakkı: Bir çocuğu bu hakkından yoksun bırakan, bırakmaya çalışan kim olursa olsun Ceza Hukuku içinde cezalandırılır. Eğitim Hakkı: Her çocuk ülkedeki eğitim sisteminden eşit olarak faydalanır. Temel Sağlık Hakkı: Her çocuk ülkedeki sağlık sisteminden eşit olarak faydalanır. Barınma Hakkı: Her çocuk fiziksel ve ruhsal olarak güvende hissettiği bir mekânda barınma hakkına sahiptir.”
Kendi anayasalarında böyle tanımladılar arkadaşlar, ki harikalar. Biz bunun bile yetersiz olabileceğini tartışırken, gördük ki, çocuğun gerçekte Anayasa’da kapladığı yer yalnızca şu kadar: “Her çocuk, korunma ve bakımdan yararlanma yüksek yararına açıkça aykırı olmadıkça ana ve babasıyla doğrudan ilişki kurma ve sürdürme hakkına sahiptir”. Koca Anayasa’da çocuğa dair hepi topu bu yazıyor yani.
Bu arada göz atmanızı önereceğim bir blog var: http://cocuklaranayasayapiyor.blogspot.com/
ÇOÇA’nın bir çalışması yine. Çocuklarla birlikte hazırlanmış bir Anayasa!
Dönelim TDK grubumuza, dediler ki; 18 yaşını doldurmamış bireylere çocuk denir.
Türk Dil Kurumu’nun gerçekte ne dediğine bakalım bir de;
  1. isim Küçük yaştaki erkek veya kız
  2. Soy bakımından oğul veya kız, evlat
  3. Bebeklik ile erginlik arasındaki gelişme döneminde bulunan oğlan veya kız, uşak
  4. Genç erkek
  5. Büyükler arasında daha az yaşlı olan kişi
  6. Büyüklere yakışmayacak, daha çok küçüklerin yapabileceği gibi davranan kimse
  7. Belli bir işte yeteri kadar deneyimi ve yeteneği olmayan kimse.
Son 2 madde, “çocuk” algısı üzerine konuştuklarımız çerçevesinde dikkat çekici oldu bizim için.
Ekşisözlük grubumuzun tanımları oldukça eğlenceliydi;
  1. Evde her türlü getir-götür işi yaptırılan, tatilde çırak olarak çalıştırılan, ailenin en küçük bireyi. (denizkızı)
  2. Daha olmamış olan, inşallah olacak olan. (sabırsızseyh)
  3. Öğle uykusunun kıymetini bilmeyen, yarım akıllı, dört tarafı yetişkinlerle çevrili insan parçası. (officeboy)
  4. 18 yaş altı, yetişkin gözetimi altında yaşayan, okula giden, ders çalışan, ödev yapan, zaman kalırsa oyun oynayan, hayal kuran, masum, korunmaya muhtaç kişi. (ayseteyze)
  5. İnsan. (pinkfloyd)
Ekşisözlük’te yazanlara göz attık bir de;
  1. sizden tek cikari sevgi olan nadir insan ce$itlerinden biri. (ssg)
  2. (still)
  3. devamlı soru sorabilme ve ağlayabilme yeteneğine sahip olan bi çeşit tazmania! ama tazmania iyidir severim… (everythingbutthegirl)
  4. hepimis bi donem olurus. (deadman)
  5. devamli hayrete du$me yetenegine sahip, nedensiz mutlu olabilen yaratik. saygilar sana. (set)
Tıpçılar; “Doğumdan ergenliğe kadar süren, fiziksel, biyolojik, sosyal ve psikolojik gelişiminin en hızlı olduğu dönemdir. Bu dönemdeki yaşantılar, hastalıklar ve gelişim gerilikleri çocuğun ilerleyen yaşantısına etki eder” dediler. Talim-terbiyeciler ise, tabii ki manidar bir şekilde; “Gelecekte topluma yararlı birer birey olarak kazandırılacak, vatanını seven, örf ve adetlerimizi benimseyen, eğitim hakkına sahip, reşit olmayan, 18 yaş altı bireyler” diye tanımladılar.
Tüm bu tanımlar, bu tanımlardaki eksikler, ihtiyaçlar üzerine konuştuktan sonra tekrar gözden geçirdik “çocuk” algımızı. Çocuk algısı bizde nerede duruyor? Oyun, oyuncak, şeker, park, masum, tatlı vb. derken, normalleştirdiğimiz, hatta neredeyse idealize ettiğimiz bir çocuktan bahsediyoruz hep. Belli ki hep “normal” bir çocuk var zihnimizde, “öteki” çocuk yok. Çocuk dediğimizde, çoğunlukla en geç ilkokul dönemini düşünüyoruz ayrıca, ergenlik olmuyor aklımızda.
Ancak tüm bu “çocuk” tanımlarını yapıp üzerlerine tartıştıktan ve “Hangi çocuktan bahsediyoruz?” diye sorduktan sonra fark ettik ki; tacize uğrama ya da barınacak bir yer bulma gelmedi ilk etapta aklımıza, dondurma-şeker-çikolata geldi. İşçi demedik, yoksulluk demedik, emek, engelli, istismar, ihmal, şiddet demedik, baya “izole” bir çocuktan söz ettik, sağlık, eşitlik, özgürlük, adalet, yaşama hakkı, seçim hakkı, görev, sorumluluk ve güvenlik demedik. Romantize ettiğimiz çocuk algısıyla karşılaştık bu sayede. Şekerden, çiçekten, böcekten, toz pembe bir dünyadan oluşmuyor halbuki çocukluk. Saf diyoruz mesela çocuk için, ya o kadar da saf değilse? Saf olmayınca çocuk olmuyor mu o zaman? Çocuk algısının bizde nerede durduğunu deşmediğimiz sürece, çocuk haklarından bahsetmek belli ki çok yüzeysel kalacak. Çocuk alanında çalışırken, yetişkin olarak kendimizle çocuk arasındaki ilişkiyi nerede kuruyoruz, nasıl bir tanımlama yapıyoruz? Herkes kendi durduğu yerden, kendi ihtiyacına göre bir “çocuk” tanımı yapıyor dedi Zeynep. Çocukluğa baktığımız zaman hep iyi, olumlu bir şey hatırlamak istiyoruz. O hep uzaktaki güzel ülke. “Altınçağ” mitosu deniyormuş buna. Çocuk masumdur, saftır, iyidir, güzeldir, melektir. Ne alakası var, niye melek olsun? Olmayınca ne oluyor? Ya melek değilse o çocuk? Bu tür sorular çocuk hakları mevzusuna daha içerden ve samimi bakmamızı sağlıyor.
***
Çocuk ve hak algısı üzerine epey bir çalkalandıktan sonra çocuk hakları mevzusuna geçtik ikinci modülde. Notları da Kaş buluşmasının ikinci günlüğünde :)


3 comments:

Sezer İnan said...

Sitenizi ilgiyle takip ediyoruz ve çalışmalarınızda başarılar diliyoruz. Ayrıca sitemize desteklerinizide bekliyoruz - Sinax Sineklik Sistemleri http://www.sinax.com.tr

Malatya Haber Sitesi said...

Malatya Haber Olarak Sizi Takip  Ediyorum Başarılarınızı Diliyorum İyi Bloglamalar :)  

Yüksek kalitede TOEFL hazırlığı said...

Teşşekkür ederim elinize sağlık. Yüksek kalitede TOEFL hazırlığı için neler yapmam gerekir?